SPORLA GÜÇLENEN HAYATLAR
Özel gereksinimli çocuklarla çalışan Beden Eğitimi Öğretmeni ve Atletizm Antrenörü Hüsnü Çatalkaya, sporun yalnızca fiziksel değil, sosyal, duygusal ve davranışsal dönüşümün de güçlü bir aracı olduğunu vurguluyor. Uluslararası müsabakalarda sporcularıyla pek çok başarı elde etse de, onun için asıl başarı çocukların bağımsızlık kazanması ve özgüven geliştirmesi.
Bu yolculuk sizin için nasıl başladı? Özel gereksinimli sporcularla çalışmaya karar verdiğiniz anı hatırlıyor musunuz?
Üniversitede okuduğum yıllarda bir hocam görme engelli bir çocukla çalışıyordu ve o sporcu Avrupa Şampiyonası’na katılmıştı. Şampiyonadan döndükten sonra bu hikaye beni çok etkiledi. “Engel dediğimiz şey nedir, bu çocuklar nasıl başarıyor?” gibi sorular kafamda dönmeye başladı.
Aynı dönemde ablamın özel eğitim öğretmeni olması da bu süreci hızlandırdı. Onunla yaptığımız sohbetlerde otizmli, Down sendromlu ve farklı gelişim özellikleri olan çocuklardan bahsettik. Merak ettikçe araştırmaya başladım ve bu çocukların da yarışlara katılabildiğini, ciddi performanslar ortaya koyabildiğini gördüm.
O zamana kadar tipik gelişim gösteren bireylerle çalışıyordum ama içimde “Ben bu alanda da var olabilirim” duygusu oluştu. Bunun üzerine tayinimi özel eğitim okuluna istedim. Okul sporlarıyla küçük adımlarla başladım. Sonra fark ettim ki artık o dünyanın içindeyim.

Madalya alan öğrencileriniz olduğunu biliyoruz. Arkasında büyük bir emek var. Sizi bu tempoda ayakta tutan motivasyon nedir?
Ben bunu bir tohum ekmeye benzetiyorum. Tohumu ekiyorsunuz, emek veriyorsunuz, sabırla büyümesini bekliyorsunuz. Ve bir gün meyvesini veriyor.
Çocuklar sürece başladıklarında çoğu zaman içine kapanık ve özgüveni düşük olabiliyor. Ama onlara küçük görevler verdikçe, bizim için sıradan görünen adımlar onların hayatında büyük başarılara dönüşüyor. Sonra bir bakıyorsunuz o çocuk sahaya çıkıyor, performans sergiliyor, Türkiye yarışlarına katılıyor, hatta ülkesini temsil ediyor… İşte o an, tüm emeğin karşılığını aldığınızı hissediyorsunuz. Bunu görmek benim için tarif edilemez bir motivasyon kaynağı.
Sporun özel gereksinimli çocuklar üzerindeki en büyük dönüştürücü etkisi sizce nedir?
Sporu yalnızca fiziksel bir etkinlik olarak görmek eksik olur. Bu çocuklar için spor sosyal, bilişsel ve psikolojik gelişimi de doğrudan etkileyen güçlü bir alan. Disiplin kazandırıyor, özgüveni artırıyor ve en önemlisi “Ben yapabilirim” duygusunu inşa ediyor. Bu duygu sadece sporla sınırlı kalmıyor, çocuğun sosyal ilişkilerine, duygusal dünyasına ve günlük yaşamına da yansıyor. Bir noktadan sonra çocuk, hayatın içinde “Ben de varım” diyebilmeye başlıyor. İşte asıl dönüşüm tam da burada gerçekleşiyor.
İlk başladığınız günle bugünü kıyasladığınızda kendinizde en çok nelerin değiştiğini gözlemliyorsunuz?
Öncelikle bilgi birikimim ve bakış açım tamamen değişti. Ama en büyük dönüşüm sabır konusunda oldu. Özel gereksinimli çocuklarla çalıştığınızda bir becerinin kazanılması zaman alabiliyor. Bu süreç bana sabretmeyi gerçekten öğretti. Eskiden çocuklara daha genel bir çerçeveden bakıyordum. Oysa şimdi her çocuğun kendi dünyası, kendi hızı ve kendi yolu olduğunu çok daha iyi görüyorum. Bu da bana bireyselleştirilmiş yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu gösterdi.
Başlangıçta daha çok sportif başarıya, yani madalyaya odaklanıyordum. Bugün ise odağım değişti. Artık çocukların hayata daha güçlü tutunmaları, kendilerini iyi hissetmeleri ve başardıklarında yaşadıkları o mutluluk benim için çok daha değerli. Madalya hala önemli ama artık asıl başarıyı, o çocuğun gözlerindeki değişimde görüyorum.

Çalıştığınız çocukların tanıları genelde nasıl oluyor?
Genel olarak özel sporcular diyoruz ama özel sporcular da kendi içlerinde üç kategoriye ayrılıyor. Otizm, mental retardasyon ve Down sendromlulardan oluşuyorlar.
Antrenman sürecinde en çok hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Bu zorlukları nasıl aşıyorsunuz?
En büyük zorluklardan biri, özellikle Down sendromlu ve otizmli çocukların antrenmanlara tek başına gelememesi. Çoğu zaman bir aile üyesinin eşlik etmesi gerekiyor. Ancak ailelerin iş hayatı, diğer çocukların sorumlulukları gibi nedenlerle bu süreç her zaman kolay ilerlemeyebiliyor.
Bu noktada aileleri sürece dahil etmek ve motive etmek çok önemli. Sporun çocuklar üzerindeki etkisini anlatmaya, somut ve başarılı örnekler paylaşmaya özen gösteriyorum. Daha önce bu yoldan geçmiş çocukların hikayelerini anlattığımda, aileler için bu bir umut ışığı oluyor. Zamanla çocuklarının değişimini kendi gözleriyle gördükçe, bu sürece daha güçlü bağlanıyorlar. Aslında en büyük motivasyonu da o dönüşümün kendisi sağlıyor.

Down sendromlu, otizmli ve zihinsel yetersizliği olan sporcularla çalışırken antrenman yaklaşımınız, tipik gelişim gösteren bireylerden nasıl farklılaşıyor?
Her çocuğun gelişim süreci birbirinden çok farklı. Algılama biçimleri, kas yapıları, dikkat süreleri ve öğrenme hızları değişkenlik gösterebiliyor. Bu yüzden standart bir programla ilerlemek mümkün değil.
Her sporcunun performansına, kapasitesine ve bireysel özelliklerine göre ayrı bir antrenman programı hazırlıyor, süreci tamamen bireyselleştirerek yürütüyorum. Aslında en büyük fark da burada ortaya çıkıyor.
Pek çok sporcunuz farklı alanlarda başarılar kazanmış durumda. Hangi branşta çalışacaklarına siz mi karar veriyorsunuz, yoksa ailelerin yönlendirmesi mi etkili oluyor?
Sürece genellikle bir değerlendirme dönemiyle başlıyoruz. Yaklaşık bir- bir buçuk ay boyunca çocuğun performansını, grup içindeki davranışlarını ve antrenmana verdiği tepkileri gözlemliyorum.
Ardından yetenek belirlemeye yönelik kullandığımız ölçütler devreye giriyor. Sürati, dayanıklılığı, koordinasyonu, patlayıcı kuvveti… Örneğin sıçrama kapasitesi gibi kriterleri değerlendiriyoruz.
Tüm bu verileri bir araya getirdikten sonra, çocuğun en uygun olduğu branşa yönlendirmesini yapıyoruz. Bu süreçte ailelerin görüşleri de önemli, ancak belirleyici olan çocuğun potansiyeli ve gelişim süreci oluyor.
Sporcularınızın uluslararası başarılar elde etmesi sizin için ne ifade ediyor?
Her şeyden önce büyük bir milli gurur. Ülkemizi uluslararası arenada temsil etmek ve oradan madalyayla dönmek hem bizim için hem de çocuklarımız için çok kıymetli.
Ama bu başarı sadece bir madalyadan ibaret değil. Aynı zamanda diğer çocuklar için güçlü bir ilham kaynağı oluyor. Biz bir ekip olarak çalışıyoruz ve içlerinden birinin öne çıkıp başarı elde etmesi, diğerlerine de ‘O yaptıysa ben de yapabilirim’ duygusunu veriyor.
Bir sporcunun elde ettiği başarı, aslında arkadan gelen pek çok çocuk için bir umut kapısı açıyor. O inanç oluştuğunda ise bizim işimiz de çok daha anlamlı ve güçlü hale geliyor.
Problem davranışlara spor ne ölçüde etki ediyor?
Problem davranışları olan çocuklarda sürece mutlaka aile ve özel eğitim uzmanıyla birlikte başlıyoruz. Önce bu davranışları nasıl ele alabileceğimizi birlikte planlıyoruz. Grup halinde çalıştığımız için davranışlar bizim için çok kritik. Çocuğun komut alabilmesi, kurallara uyması ve grup içinde uyum sağlayabilmesi gerekiyor. Bu süreci hem aileyle hem de özel eğitim öğretmeniyle birlikte takip ediyoruz.
Antrenmana başladıktan sonra çocuk belirli bir disiplin sürecinden geçiyor. Zamanında gelmek, kurallara uymak, antrenman öncesi ve sonrası rutinleri yerine getirmek gibi temel alışkanlıklar kazanıyor. Bu disiplin önce sahada başlıyor, ardından eve ve günlük yaşama taşınıyor. Zamanla spor, sadece fiziksel değil davranışsal anlamda da güçlü bir düzenleyiciye dönüşüyor.

Ailelerle kurduğunuz iş birliği başarıda ne kadar belirleyici oluyor?
Ben bu süreci üç ayaklı bir yapı olarak görüyorum. Aile, sporcu ve antrenör… Bu üçlü birlikte hareket etmediğinde kalıcı bir başarıdan söz etmek zorlaşıyor. Bu yüzden aileyle sürekli iletişim halinde olmak, bilgi alışverişi yapmak benim için çok önemli. Çünkü bazı durumlarda çocuklar her istediklerini yapmaya alışabiliyor. Oysa sağlıklı bir gelişim için net sınırlar koymak gerekiyor.
Bu sınır sadece sahada çizildiğinde yeterli olmuyor. Aile de aynı tutarlılığı gösterdiğinde, çocuk kuralları daha hızlı içselleştiriyor ve gelişim süreci belirgin şekilde hızlanıyor.
Örneğin bir sporcu için beslenme düzeni, uyku saatleri ve günlük rutinler hakkında aileyle birlikte planlama yapıyoruz. Bu kurallar sadece antrenmanda değil, evde de sürdürüldüğünde alınan verim katlanıyor. Aile desteği olduğunda iki yılda alınabilecek bir mesafeyi bir yıl içinde kat edebiliyoruz. Bu yüzden bizim için aile, sürecin en kıymetli parçalarından biri.
Sporun özel gereksinimli çocukların bağımsız yaşam becerilerine katkısını nasıl gözlemliyorsunuz?
Bunu en iyi bir örnekle anlatabilirim. 2019 yılında zihinsel yetersizliği olan üç sporcum vardı. Bu gençler o dönemde evden çıkmakta zorlanıyordu. Tek başlarına markete gidip alışveriş yapabilecek özgüvene bile sahip değildi. Sporla birlikte süreç değişmeye başladı. Antrenmanlara katıldılar, yarışlara girdiler, Türkiye şampiyonalarına gittiler… Bir gün beni arayıp “Hocam, biz Adalar’a geldik” dediler. Düşünün, eskiden evden çıkmakta zorlanan üç genç, kendi aralarında arkadaşlık kurmuş, birlikte dışarı çıkıp gezebiliyorlardı. Bunu duyduğumda hissettiğim mutluluk, alınan en büyük madalyalardan bile daha kıymetliydi. Sporun gerçek etkisi tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Yıllar içinde sporcularınızda gözlemlediğiniz değişimlere dair sizi en çok etkileyen şeyler neler oluyor?
Spora başladıkları ilk dönemle 3–4 yıl sonrasını kıyasladığımda inanılmaz değişimler görüyorum. Hayatlarında öyle güzel dönüşümler oluyor ki… Mesela bir sporcum vardı. Spora başlamadan önce öfke problemleri yaşayan, ilaç kullanan bir çocuktu. Öfkesini kontrol edemediği için eşyaları kırdığı olurdu, babasıyla sağlıklı bir iletişimi yoktu. Spora başladıktan 2–3 yıl sonra bambaşka bir noktaya geldi. İlacı bıraktı, toplu taşımayı tek başına kullanmaya başladı. Ailesiyle oturup sohbet edebilen, kendini ifade edebilen bir bireye dönüştü. Bir gün babası bana “Benim çocuğum sporda belki çok başarılı olmadı, madalyalar alamadı ama hayatta kazandı. Artık bir yere gideceğimiz zaman adresi ben ona soruyorum, o beni götürüyor” dedi.
Bu noktada sporun asıl kazanımı sizce nedir?
Spor sadece madalya kazanmak değil. Asıl mesele çocuğun hayatta bağımsız bir birey haline gelmesi, kendini gerçekleştirmesi ve özgüven kazanması. Az önce bahsettiğim o gencimiz bugün bir işte çalışıyor, ailesine katkı sağlıyor. İşte bu, benim için en büyük başarı.

Ailelerin en çok zorlandığı noktalardan biri de bağımsızlık süreci. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Zihinsel yetersizliği olan çocuklarda özellikle başlangıçta bazı zorluklar yaşanabiliyor. Özellikle tek başına bir yere gidip gelme konusunda ailelerin kaygıları çok anlaşılır. Ama süreç içinde, küçük adımlarla ilerledikçe çocukların neleri başarabileceğini görmeye başlıyoruz. Çocuk başardıkça aile de bunu fark ediyor. Bu güven arttıkça, çocuklar giderek daha bağımsız bireyler haline geliyor.
Devlet kurumlarından, federasyonlardan ve yerel yönetimlerden beklentileriniz nelerdir?
Daha fazla spor alanı, destek programı ve farkındalık oluşturabilecek çalışmalar yapılmasını çok önemsiyorum. Çocuklarımızın spor ile daha çok buluşma imkanları sağlanmasını çok isterim.
Röportajımızı okuyan özel gereksinimli çocukların ailelerine ne söylemek istersiniz?
Her şeyden önce çocuklarınıza inanmaktan asla vazgeçmeyin. Her çocuğun içinde keşfedilmeyi bekleyen bir potansiyel var. Önemli olan, o potansiyelin ortaya çıkabileceği fırsatları sunabilmek.
Çocukların daha bağımsız, özgüvenli ve güçlü bireyler olabilmesi için onlara bu duyguyu kazandırmamız gerekiyor. Spor da bu sürecin çok önemli bir parçası. Disiplin kazandırıyor, özgüveni artırıyor ve çocuğun kendi ayakları üzerinde durabilmesini destekliyor. İnanın… O çocuklar düşündüğümüzden çok daha fazlasını başarabilir.




