MÜKEMMEL DEĞİLİM, SADECE AZİMLİYİM

CP’li Eda Güzelsoy yazdı: “Resim yapabilme kabiliyetim olsaydı, kesinlikle gecenin karanlığına ve sessizliğine inat, tan vaktini bekleyen insan resmi çizerdim. Sanırım hayatımın resmi de, o tabloda asılı olurdu…”

Hayata dolu dolu hazırlanmak istiyorsan, geceyi izlemekten asla korkma! Çünkü her gecenin ardından güneş doğar. Sadece vaktini ve saatini bekler…

“Bir söz vardır, çok hoşuma gider. Yarası olan yarası olana mutlaka denk geliyor…” Kısa bir süre önce, yaşamış olduğum bir şeyden bahsedeyim Instagram’da gezinirken özel gereksinimli bir bireyin profili dikkatimi çekti. Hesabı herkese açık olduğu için paylaşımlarını incelemeye başladım. Aslında benim buradaki amacım, özel gereksinimli bireyin hayata bakış açısı nasıldır? Sanırım ben bunu gözlemlemek istedim o an için. Baktığım her fotoğrafta, her şeye rağmen hayata karşı dimdik durmasını gözlemledim.

Evet, olması gereken bu ama ben yine de onun ne hissettiğini çok iyi anladığım için itiraf etmeliyim ki, gıpta ile bakıp, bir iki fotoğraf beğendim. Beni fark etmesiyle, sohbet etme imkanımız oldu. Çok basit soruların bile insanı düşünmeye ittiği, her cümlenin bir anlam taşıdığı bir sohbet oldu benim için.

-Kaç yaşındasınız? diye bir soru yönelttim.

-Kaç yaşında gösteriyorum? diye tekrardan bana sordu.

– 25-26 dedim.

-Keşke şu an 25-26 yaşımda olsaydım. Ama 29 yaşındayım. Tekrardan bir soru yönelttim.

-26 ile 29 yaş arasındaki fark nedir?

-Çok fark var biliyor musun?

Konu gerçekten ilgimi çekti. Sonuç itibariyle, insan daha çok yaş almak ister değil mi? Merakıma yenilerek, tek kelimelik bir soru sordum.

-Neden?

-Çünkü her geçen sene, aleyhime olduğunu hissediyorum. Bazen oluyor ki, vücudumdan hiç beklemediğim anda çeşitli tepkiler alıyorum ve bu da demek oluyor ki, benim hayatım gitgide zorlaşıyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum.

Mesajı okurken, gözlerim doldu. Cevap olarak ne yazmam gerektiğini bilemedim.

-“Haklısınız,” dedim ve sustum.

Sahi cevap olarak ne yazabilirdim? Cümlelerini öylesine doğru sıralamıştı ki beni daha önce hiç düşünmediğim, daha doğrusu düşünmekten kaçtığım bir gerçekle baş başa bırakmıştı.

Gözlerimdeki doluluğun yanaklarımdan akmasına asla izin veremezdim. Eğer izin verseydim, gözlerimden akacak yaş, tek damla ile kalmazdı bundan emindim. Sanırım insan gücünü kaybetmemek ve başarmak için ufacık bir gözyaşının akmasına bile müsaade edemiyor.

Zaten bir süredir kendi içimde düşündüğüm bir şeyler vardı, bir de üstüne bu sohbet eklenince bu durum benim için daha karmaşık bir hal aldı. Kendi içimdeki durumdan yola çıkarak kısaca anlatmak gerekirse, bu vakte kadar hayatla kıran kırana mücadele ettim. Yeri geldiğinde kazandım, yeri geldiğinde ise kaybettim. Kazandıklarımla gurur duyarken, kaybettiklerim için daha çok çabaladım hırs yaptım. Elbette ki, bundan asla pişman değilim sadece…

İtiraf etmeliyim ki, konuşma problemim zaman zaman, beni fazlasıyla yoruyor. Ya da bu durumu hala kendi içimde kabul edemediğim için yargılıyorum bilmiyorum. Halbuki benim yerimde olmak isteyip de, olamayan o kadar çok özel gereksinimli birey var ki… Bunun pekala farkındayım ama yine de sorguluyorum.

Mesajı okuduğum saniyelere tekrar ışınlanmak, ne hissettiğimi anlatmak istiyorum. “Her geçen senenin aleyhime olduğunu hissediyorum.”

Aslında bu cümle çok şey anlatıyor ve benim belki de ilk defa hayattan endişelenmeme neden oldu. Bir anda kendime “yetememe” duygusuna kapıldım, panikledim, kendi çapımda dakikalar içerisinde çözüm yolları aradım. Sonra derin derin nefes alıp, zamana bırakmak gerektiğine kendimi inandırdım. Erken düşünmeye çalışmanın bana hiçbir faydası yok değil mi?

“Mükemmel Değilim Sadece Azimliyim”

Mükemmelliği hayatla bağdaştıracak olursak, ne çıkar ortaya sizce? Şu bir gerçek ki, evvela her şey kadere bağlıdır. İşte bu sebeple mükemmel hayat yoktur, çünkü insanlar hayatları boyunca muhakkak bir sınavla karşı karşıya kalır ve o sınav sorularıyla birlikte kendilerine bir hayat kurarlar, bazen cevaplarını bulabilmeye bir ömür adarlar. Benim sınavım ise bedenimle verdiğim mücadelede. Cevaplarını ise sadece yaşayarak, buldum ve bulabileceğime inanıyorum. İçsel yolculuğuma çıktığım zaman, mükemmel olmadığımı görüyorum. Ama ne var biliyor musunuz? Her sorunun cevabını ararken, bazı cevapları yalnızca yaşayarak buldum. Geri kalanlarını da zamanla bulabileceğime inanıyorum. zağa bakmaya çalıştım. Gözle görülmesi güç ama hayal etmesi bir o kadar da güzel olan yerlere daldım gittim. Ve ben o hayallerime kıyamadım, kıyamam da…

-Haydi, Edoş sen yaparsın diyerek o kadar aşamadan geçip, olmak istediğim yerlere geldim. Çoğu zaman kendimi, hayatın akışına öyle bir kaptırıyorum ki, engelli olduğumu unutuyorum. Yorulduğum zaman, bir yerimi vurduğum zaman, ya da aynada kendimi görünce hatırlıyorum engelli olduğumu. Onca zorluğa rağmen böyle hissetmek beni gülümsetiyor, sanki tamamlanıyorum…

“Şimdi sizden güneşin doğuşunu gözünüzün önüne getirmenizi istiyorum.” Ay yerini yavaş yavaş, güneşe bırakıyor. Gökyüzü önce, lacivert siyah karışımı bir renk alıyor. Daha sonra, güneşin kendini belli etmesiyle, turuncu ve sarıya dönüyor. Aslında güneşin doğuşu yenilenmenin, tazelenmenin ve en önemlisi, umudun simgesidir.

Umudun Simgesi Güneş

Bana göre, hayat bir yolculuktur. Size düşen, bu yolculukta güneşinizin doğmasını kendiniz sağlamalısınız. Bilmelisiniz ki, güneş bazen bulutların arasına da saklanabilir. İşte o zaman büyük bir sabırla tan vaktini beklemelisiniz. Bu bekleyiş, mutlaka sizi bir gün güneşe kavuşturacaktır. Tüm kalbinizle buna inanın. “Tüm kalbinizle buna inanın” diye cümlemi bitirirken, çalışırken dinlediğim müziği de buraya koymak istiyorum;)

Güneş her akşam batıp her gün doğuyorsa

Çiçekler solup solup tekrar açıyorsa

En derin yaralar kapanıyorsa

En büyük acılar unutuluyorsa

Neden korkulur hayatta, söyleyin bana

“O halde bu projenin müziği, Candan Erçetin

Elbette olsun…”