GÖRME ENGELLİ KADINLAR SAĞLIKTA NE YAŞIYOR?

Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Demirel Bozkurt ile görme engelli kadınların cinsel sağlık, üreme sağlığı, annelik, aile planlaması ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşadığı görünmeyen sorunları konuştuk. Bozkurt, “Bilgiye erişim bir haktır. Sağlık çalışanları bilgiyi refakatçiye değil, doğrudan kadının kendisine anlatmalı” diyerek erişilebilir ve duyarlı sağlık hizmetinin önemine dikkat çekiyor.

 

Görme yetersizliği olan kadınların sağlık hizmetinde yaşadığı sorunlar çoğu zaman görünmez kalıyor. Sizi bu alana yönelten şey neydi? Nasıl bir meslek yaşantısının ardından bu alana yöneldiniz? Biraz bahseder misiniz?
Ben 1995 yılında Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu’ndan mezun oldum. Ardından yüksek lisans ve doktora eğitimimi kadın sağlığı hemşireliği alanında tamamladım. Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde kalp damar cerrahisi yoğun bakımında 7 yıl boyunca hemşirelik, koordinasyon ve denetimden sorumlu kıdemli hemşire olarak görev yaptım.
Fakültede çalışmaya başladığım dönemde öğrencilerimizle birlikte bir sosyal sorumluluk projesi yürütüyorduk. 3 Aralık Dünya Engelliler Günü kapsamında bir panel düzenledik. Panelde konuklarımız arasında psikolog Elif Ünver vardı. Kendisi de görme engelli birey. Ali Aydoğmuş da konuklarımızdan biriydi. İlk farkındalığımız daha panel başlamadan oluştu. Eski fakülte binamızda kürsüye çıkış için tekerlekli sandalyenin geçebileceği bir rampa yoktu ve bu durum ciddi bir zorluk yarattı. Farkındalık daha etkinliğin başında başlamış oldu.
Daha sonra Elif Hanım, Ali Bey ve 16 hemşirelik öğrencimle bir araya geldik. “Birbirimizi tanıyalım, biz neler yapabiliriz?” diye düşündük. Süreç aslında böyle başladı.

İlk çalışmalarınız nasıl başladı?
Eğitimlerimizde engellilik ve duyarlılık konuları elbette yer alıyordu ancak bu alanda bire bir deneyimimiz yoktu. Öğrencilerimizle birlikte o dönem “Üremeyi Engel Görme” isimli bir proje başlattık. O süreçte şunu fark ettik… Sağlık ocaklarında, çeşitli kurumlarda broşürler var. Ancak bu broşürler ne Braille alfabesiyle hazırlanmış ne de seslendirilmiş. Görme engelli bir kadına broşür verip gönderebiliyorsunuz ama o materyal onun erişimine açık değil.
O dönemde Sağlık Bakanlığı’nın evlilik öncesi danışmanlık ve üreme sağlığına yönelik bir kitapçığı vardı. Buradan yola çıkarak “Bu materyalleri seslendirebiliriz” diye düşündük. Elif Hanım ve Ali Bey’in bireysel yönlendirmeleri ve referanslarıyla görme engelli kadınlara ulaşmaya çalıştık. Çalışmalarımız sonucunda 13 kişiye ulaşabildik. Aslında bu sayıya ulaşmak bile kolay değildi. Çünkü “Kim gelecek, kiminle konuşacağım, bu bilgiler nerede kullanılacak?” gibi sorularla güven ilişkisi kurmak gerekiyordu. Bu da sürecin çok önemli bir parçasıydı.

Üremeyi Engel Görme projesinde kadınların hangi konularda bilgiye ihtiyaç duyduğunu nasıl belirlediniz?
Öğrencilerimizle birlikte görme engelli kadınlarla bir anket çalışması yaptık. Yaşadıkları sorunları ve ihtiyaçlarını anlamaya çalıştık. Sonuçlar, özellikle üreme sağlığı alanında önemli bilgi eksiklikleri olduğunu gösterdi. Akıntı ile menstrüel kanamayı ayırt etme, jinekolojik muayene sürecine ilişkin kaygılar, bilinmezlikler ve çekinceler öne çıkan konular arasındaydı. Ayrıca birçok engelli bireyin, sağlık personelinden duyarlı bir yaklaşım göremeyeceği kaygısıyla sağlık sorunları en son raddeye gelene kadar sağlık hizmetine başvurmadığını fark ettik.

Görme engelli kadınlar sağlık hizmetlerinde iletişim ve bilgiye erişim konusunda en çok hangi sorunlarla karşılaşıyor?
Görme engelli kadınlar hem sağlık çalışanlarıyla iletişimde hem de cinsel sağlık ve üreme sağlığı bilgilerine erişimde çeşitli sorunlar yaşıyor. Örneğin muayene sırasında ilaçlar ve tedavi süreci çoğu zaman kadının kendisine değil, yanındaki refakatçiye anlatılıyor. Oysa tedaviyi uygulayacak kişinin kendisi olduğu unutulmamalı.
En çok ihtiyaç duyulan konuların başında menstrüel sağlık, doğum kontrol yöntemleri, gebelik, doğum, doğum sonrası bakım ve emzirme geliyor. Jinekolojik muayene sürecinin nasıl ilerleyeceğinin açıkça anlatılması da çok önemli. Muayene odasının betimlenmesi, odada kimlerin bulunduğunun ve hangi işlemlerin yapılacağının söylenmesi kaygıyı azaltıyor. Bu nedenle sağlık çalışanlarının farkındalık sahibi olması ve doğrudan kadınla açık, anlaşılır bir iletişim kurması gerekiyor.

Görme engelli bireyin kendisi yerine yanındaki kişiyle konuşulması ona ne hissettiriyor?
En çok görünmez olmaktan, yok sayılmaktan ve doğrudan muhatap alınmamaktan dolayı kendilerini kötü hissettiklerini ifade ediyorlar. Örneğin birine destek olmak isterken koluna girip onu sürükleyerek yürütmek yerine, önce “Yardıma ihtiyacınız var mı?” ya da “Size destek olmamı ister misiniz?” diye sormak gerekiyor. Destek kabul edilirse de görme yetersizliği olan kişinin bizim kolumuza girmesine izin vermek ve bir adım önden yürümek doğru yaklaşım.

Görme engelli bireylerin cinselliği ya da çocuk sahibi olmak isteyebilecekleri pek düşünülmüyor ve sistem de buna yönelik değil. Bu yaklaşım görme engelli bireyleri nasıl etkiliyor?
Görme engelli bireyler söz konusu olduğunda toplum bazen yaşamın diğer alanlarını gözden kaçırabiliyor. Oysa bedenin doğal süreçleri devam ediyor, hormonlar çalışıyor, ergenlik dönemi aynı şekilde yaşanıyor. Dolayısıyla cinsellikle, aile kurmayla ya da çocuk sahibi olma isteğiyle ilgili süreçler de diğer bireylerden çok farklı değil.
Anne olma söz konusu olduğunda toplumda hemen “Nasıl yapacak?” önyargısı devreye girebiliyor. Oysa görme engelli bir anne, bebeğinin ağlama şeklinden acıkıp acıkmadığını, altının değişmesi gerekip gerekmediğini ya da huzursuzluğunu anlayabiliyor. Görmeden de pek çok şeyi fark edilebiliyor.
Biz bunu sahada da deneyimledik. Doğum sonrası emzirme desteği için ev ziyaretleri yaptığımızda, bir anne ile futbol tutuşu dediğimiz emzirme pozisyonunu denedik. İki yastıkla destek verilen bu pozisyon, annenin ellerini daha rahat kullanmasını sağladı. Bir eliyle memeyi, diğer eliyle bebeğin başını, burnunu ve nefesini kontrol edebildi. Böylece bebeğin nefes alıp almadığından emin olarak daha rahat emzirebildi. Bu tür küçük ama bireye özgü dokunuşlarla pek çok sorun çözülebiliyor. Yani mesele “Yapamaz” demek değil, “Nasıl destek olabiliriz?” diye düşünmek.

Bir sağlık çalışanı, görme yetersizliği olan bir kadını muayeneye aldığında ilk olarak nelere dikkat etmeli?
Öncelikle kendini tanıtmalı. Ardından muayene odasını betimlemeli. Odada kimler var, nerede ne bulunuyor, hangi işlemler yapılacak, bunların açıkça anlatılması gerekiyor.
Örneğin “Bu odada sol tarafta bir masa ve bilgisayar var. Burada kayıt tutacağız, bu yüzden klavye sesleri duyabilirsiniz” gibi basit açıklamalar bile kişiyi rahatlatır. Jinekolojik muayene yapılacaksa paravanın ya da perdenin varlığı, kişinin mahremiyetinin nasıl korunacağı da mutlaka anlatılmalı.
Çünkü üniversite hastaneleri gibi ortamlarda bazen stajyer doktorlar, stajyer hemşireler, öğrenciler ya da farklı sağlık çalışanları bulunabiliyor. Kişi muayene masasına yattığında etraftan sesler duyuyor ama kimin nerede olduğunu göremiyor. Bu da “Herkes bana mı bakıyor?” kaygısına yol açabiliyor.
Muayene sırasında iletişimi kesmemek de çok önemli. “Şu anda bekliyoruz”, “Birazdan muayeneye başlayacağız”, “Şimdi şu aleti kullanacağız”, “Derin nefes alabilirsiniz”, “İşlem bitti, birazdan kalkmanıza yardımcı olacağız” gibi açıklamalar kişiyi rahatlatır.

Regl dönemi, görme yetersizliği olan kadınlar için özel destek gerektirebilen bir süreç olabiliyor. Bu konuda aileler, eğitimciler ve sağlık çalışanları nasıl bir yol izlemeli?
Adet döngüsü genellikle 13-14 yaşlarından sonra başlıyor. Bu süreçte tüm ergenlerde olduğu gibi hafif karın ağrısı, akıntı ya da farklı bedensel değişiklikler yaşanabilir. Görme yetersizliği olan genç kızlar için ilk ihtiyaçlardan biri, gelen akıntının normal vajinal akıntı mı yoksa adet kanaması mı olduğunu ayırt edebilmek.
Bu nedenle ailelerin ve eğitimcilerin utanmadan, ertelemeden, açık ve anlaşılır bir dille bilgi vermesi gerekiyor. Reglin doğal bir süreç olduğu, ped kullanımının nasıl yapılacağı, pedin ne sıklıkla değiştirilmesi gerektiği, hijyenin nasıl sağlanacağı ve hangi durumlarda bir sağlık çalışanına başvurulması gerektiği anlatılmalı.
Sağlık çalışanları da bu bilgileri yalnızca aileye değil, doğrudan bireyin kendisine aktarmalı. Çünkü kendi bedenini tanıması, kendi bakımını sürdürebilmesi ve gerektiğinde yardım isteyebilmesi için bu bilgiye doğrudan erişmesi çok önemli.

Gebelik ve doğum sürecinde görme engelli ya da görme yetersizliği olan kadınların en büyük kaygıları neler oluyor?
Bütün anne adayları gibi görme yetersizliği olan kadınlar da bebeklerinin sağlıklı dünyaya gelmesini istiyor. Eğer genetik geçişli bir durum söz konusuysa, “Bebeğimde de olacak mı?” kaygısı da gündeme gelebiliyor. Bunun dışında bebek doğduktan sonra bakım süreciyle ilgili endişeler de olabiliyor. Ancak şunu unutmamalıyız, anneler bebekleri ile yalnızca görerek bağ kurmaz. Koklayarak, dokunarak, sesini duyarak, ten temasıyla da güçlü bir bağ kurar. Anne-bebek bağı bu noktada çok önemlidir.
Pek çok anne mutfaktayken bebeğinin ağlama sesini duyarak yanına gider ve ağlamanın şeklinden o anki ihtiyacını anlayabilir. Görme engelli anneler de bebeğin sesinden, kokusundan, temasından ve kendi annelik içgüdülerinden yararlanarak bu süreci yönetebiliyorlar.

Emzirme ve bebek bakımı konusunda annelere nasıl bir danışmanlık verilmesi gerekiyor?
Doğum öncesi hazırlık eğitimleri çok önemli. Sağlık Bakanlığı’nın gebe okulları ve doğuma hazırlık sınıfları var. Bu eğitimlerde doğum süreci, normal doğum, sezaryen, doğum sonrası bakım, emzirme ve bebek bakımı gibi pek çok konuda bilgi veriliyor. Aslında engelli olsun ya da olmasın, her annenin bu eğitimlere katılmasını öneriyorum. Görme engelli kadınların da bu eğitimlere mümkünse eşleriyle birlikte katılmalarını çok önemsiyoruz.
Doğum sonrasında ilk temas, ten tene temas ve bebeğin anne memesine yönelmesi çok kıymetli. Emzirme danışmanlığında en önemli noktalardan biri, annenin cesaretlendirilmesi ve “Bunu yapabilirim” duygusunun desteklenmesidir. Çünkü özellikle ilk bebekte pek çok anne emzirme konusunda kaygı yaşayabilir.
Sağlık çalışanlarının annenin meme ucunu değerlendirmesi de önemlidir. Meme ucu düz ya da içe çökükse bebeğin memeye tutunması zorlaşabilir. Böyle bir durumda anneye daha fazla destek verilmeli ve bireysel ihtiyacına uygun danışmanlık sağlanmalıdır.

Aile planlamasında en sık karşılaşılan sorunlar neler oluyor? Mahremiyet de söz konusu olduğu için bu konuda nasıl bir yönlendirmeye ihtiyaç duyuyorlar?
Her şeyden önce görme engelli kadınların aile planlaması danışmanlığına yeterince dahil edilmediklerini görüyoruz. Sanki bu konu onları ilgilendirmiyormuş gibi bir tutumla karşılaşılabiliyor. Oysa aile planlaması yalnızca çocuk sahibi olmamak anlamına gelmez. Gebelik süreçlerini planlamak, çiftlerin kaç çocuk sahibi olacaklarına ve ne zaman çocuk sahibi olacaklarına bilinçli şekilde karar verebilmeleri anlamına gelir.
Bu noktada doğum kontrol yöntemleri anlatılırken yalnızca isimlerini söylemek yeterli olmaz. Nasıl kullanıldıkları, hangi durumlarda tercih edilebilecekleri açık ve anlaşılır biçimde aktarılmalı. Gerekirse maketler üzerinde, dokunarak tanıma imkanı sağlanmalıdır.
Mahremiyet de bu alanda çok önemli. Kişinin, tanımadığı birine “Ben bu konuda bilgi almak istiyorum” demesi her zaman kolay olmayabilir. Bu nedenle sağlık çalışanlarının yargılamayan, güven veren ve doğrudan kişiyi muhatap alan bir iletişim kurması gerekir. Kişinin sorularını rahatça sorabileceği güvenli bir ortam oluşturmak, aile planlaması danışmanlığını çok daha erişilebilir hale getirir.

Çalışmalarınızda sağlık profesyonellerinin de bu konuda eğitime ihtiyaç duyduğunu vurguluyorsunuz. Sizce hemşireler, ebeler ve hekimler bu alanda nasıl güçlendirilmeli?
Öncelikle betimleme ve iletişim konularında güçlendirilmeleri gerekiyor. Ayrıca dokunarak ve maketlerle eğitim yapma yöntemleri de sağlık profesyonellerinin kazanması gereken önemli beceriler arasında yer alıyor. Bu başlıklar sağlık çalışanlarına eğitimler sırasında mutlaka öğretilmeli.
Etkili iletişim kurma yöntemlerinden biri olan göz temasının, görmeyen bir bireyle iletişim kurarken, yetersiz olacağının bilinmesi gerekiyor. Kişiye adıyla hitap etmek, yapılacak işlemi önceden açıklamak ve dokunmadan önce mutlaka izin almak çok önemli.
Örneğin parmak ucundan kan şekeri ölçülecekse, kişinin ne yaşayacağı adım adım anlatılmalı. “Şimdi parmak ucunuzdan kan şekeri ölçümü yapacağız. Şu parmağınızı uzatmanızı rica edeceğim. Önce pamukla sileceğim, ardından küçük bir iğneyle delme işlemi olacak. Hafif acı hissedebilirsiniz ama lütfen elinizi çekmeyin” gibi bir açıklama, kişinin kendini güvende hissetmesini sağlar.
Gören bir kişi olarak ben sağlık çalışanının eline ne aldığını, bana yaklaşıp yaklaşmadığını ya da birazdan bana dokunup dokunmayacağını fark edebilirim. Ancak görmeyen bir birey için bu bilgilerin sözel olarak ifade edilmesi gerekir.

Bu iletişim nasıl kazandırılabilir?
Biz bu alandaki çalışmalarımıza öğrencilerimizle birlikte küçük gruplarla, sosyal sorumluluk projesi kapsamında başladık. Daha sonra her yıl 3 Aralık Dünya Engelliler Günü ve Mayıs ayındaki Engelliler Haftası kapsamında farkındalık etkinlikleri düzenlemeye devam ettik.
Yakın zamanda birinci sınıf öğrencilerimizle çok güzel bir etkinlik yaptık. Braille yazı tahtasını tanıttık. Bu tahtaya kağıt yerleştiriliyor. Biz normalde soldan sağa okuyoruz ama Braille yazarken sağdan sola yazılıyor. Çünkü kabartma alta geçtiği için kağıt ters çevrilerek okunuyor. Bunu biz de süreç içinde öğrendik. Etkinlikte gelen kişilere bu deneyimi yaşattık ve herkesten kendi adını yazmasını istedik. Başta ters mantık nedeniyle zorlandılar ama başardıklarında çok mutlu oldular.
Aynı zamanda işaret diliyle ilgili seçmeli ders alan öğrencilerimiz de bir stant kurdu. Hangi el hareketleriyle hangi harflerin yapıldığını anlattılar. Arkadaşlarına “merhaba”, “seni seviyorum”, “nasılsınız”, “geçmiş olsun” gibi ifadeleri işaret diliyle göstermeye çalıştılar.
Bu tür farkındalık çalışmalarının birçok hemşirelik ve ebelik bölümünde yapıldığını görmek beni mutlu ediyor. Duyarlı öğretim üyesi arkadaşlarımız öğrencileriyle birlikte bu alanda çalışıyor. Ne kadar çok öğrenciye ulaşabilirsek bizim için o kadar değerli. Yıllar geçtikçe farkındalığı daha yüksek mezunlar verdiğimizi düşünüyorum. Bu da sahaya yansıyacaktır. 2017 yılında 16 öğrencimizle başladığımız projedeki öğrencilerimiz mezun oldu ve farklı illerde çalışmaya başladı. Hala iletişim halindeyiz. “Hocam, o projeyi hiç unutmuyoruz” diyorlar. Hatta YouTube’da “Üremeyi Engel Görme” adıyla onlarla birlikte çektiğimiz bir video da var. Merak edenler izleyebilir.

Görme yetersizliği ya da görme engeli olan kadınlarla iletişim kurarken iyi niyetli ama yanlış olabilecek davranışlar var mı?
Tabii, kesinlikle var. En sık karşılaştığımız yanlışlardan biri, iyi niyetle de olsa her şeyi görmeyen kişi adına yapmaya çalışmak. “Ben halledeyim”, “Sen zorlanma”, “Sen bekle, ben yaparım” gibi yaklaşımlar, kişiye sürekli “Sen yapamazsın” mesajı verebiliyor.
Oysa özellikle ailelerin çocuklarını bağımlı yetiştirmemesi çok önemli. Yapabildiği her şeyi desteklemek, özgüvenini güçlendirmek gerekiyor. Sağlık çalışanı olarak biz de aynı bakış açısıyla yaklaşmalıyız. Bir görme engelli bireyle yolda ya da hastanede karşılaştığımızda ilk yapmamız gereken şey, “Yardıma ihtiyacınız var mı?” ya da “Size nasıl yardımcı olabilirim?” diye sormaktır. Hastaneye geldiğinde hangi kliniğe gideceğini, neye ihtiyacı olduğunu, yönlendirme isteyip istemediğini sormak bile çok kıymetli bir farkındalıktır.

Nasıl hatalar yapılabiliyor?
Bu konuda Ali Bey’in anlattığı bir örnek aklımda kalmıştı. İşten çıkmış, Alsancak’ta yürürken biraz dinlenmek istemiş. O sırada biri iyi niyetle koluna girip onu bir yere götürmeye çalışmış. Ali Bey “Teşekkür ederim, ben sadece yürümek istiyorum” dese de kişi bırakmamış. Hatta “Bir engelliye yardım edersen cennetlik olursun” diye tutturarak yardım etmekte ısrar etmiş. Sonunda Ali Bey, “Tamam, beni şuraya kadar götürün” diyerek aslında gitmeyeceği bir yere kadar eşlik edilmesine izin vermiş ve ancak bu şekilde o durumdan kurtulabilmiş.
Yardım etmek istemek güzel ama önce kişinin gerçekten yardıma ihtiyacı olup olmadığını sormak gerekiyor. Beyaz bastonuyla dışarıda gördüğümüz birçok kişi zaten bağımsız hareket edebilen, özgüveni olan ve günlük yaşamda pek çok şeyi kendi başına başarabilen bireyler. İyi niyetli olmak tek başına yeterli değil. Bizim “iyi” sandığımız bir davranış, karşı taraf için rahatsız edici ya da sınır ihlali olabilir. Bu nedenle iletişim kurmak, önce sormak, kişinin ihtiyacını anlamaya çalışmak çok önemli.

Görme yetersizliği ya da görme engeli olan kadınlara ve ailelerine bu röportaj aracılığıyla son olarak ne söylemek istersiniz?
Bilgiye erişim bir haktır. Sağlık hizmetlerine erişim de bir haktır. Anneliği seçmek ya da seçmemek kişinin kendi kararıdır. Hiçbir engel türü bu hakları ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle görme yetersizliği olan kadınların haklarını sonuna kadar savunmaları çok önemli. Sağlık çalışanlarıyla karşılıklı iletişim halinde olmaları, gerektiğinde “Bunu bana şu şekilde anlatırsanız daha iyi anlayabilirim” ya da “Lütfen yakınıma değil, doğrudan bana anlatın” diyebilmeleri gerekiyor. Hak talep etmekten çekinmemeliler.
Ailelere de şunu söylemek isterim, çocuğunuzu korumak istemeniz çok doğal. Ancak onun adına konuşmak yerine, kendini ifade edebilmesi için ona alan açmak çok önemli. Çünkü özgüven küçük yaşlardan itibaren gelişiyor.
Gençlik döneminden itibaren beden sağlığı, cinsel sağlık, adet döngüsü gibi konuların açıkça konuşulabilmesi gerekiyor. Aileler bu konuları konuşmakta zorlanıyorsa, destek alınabilecek kurumlar ve uzmanlar var. Bu alanlara yönelmek, daha güçlü ve kendine güvenen bireyler yetiştirmek açısından çok kıymetli.
Biz sağlık çalışanları olarak farkındalığımızı geliştirmeye devam etmeliyiz. Aileler de evlatlarına güvenmeli, onların yapabileceklerine inanmalı ve bu yönde destek olmalı.
Aileler çocuklarına güvendikçe, onların yapabileceklerine inandıkça hem daha özgüvenli bireyler yetişecek hem de bu bireyler gelecekte sağlık çalışanlarının farkındalığını artıracak. Bu süreçte hem ailelere hem de sağlık çalışanlarına önemli sorumluluklar düşüyor.