OTİZMLİ BİREYLER İÇİN SAHNENİN KURALLARI DEĞİŞİYOR
İKSV’nin “Rahat Konser” uygulaması, otizmli bireyler ve aileleri için klasik konser salonlarının görünmez kurallarını esnetiyor. Sessiz kalma, hareketsiz durma ve “uyum sağlama” baskısı yerini güvenli, kapsayıcı ve duyusal açıdan rahatlatılmış bir müzik deneyimine bırakıyor. Etkinliğe ilişkin sorularımızı İKSV Genel Müdür Yardımcısı Yeşim Gürer Oymak ve İstanbul Müzik Festival Direktörü Efruz Çakırkaya cevapladı.
İstanbul Müzik Festivali’nde ilk kez hayata geçirdiğiniz “Rahat Konser” uygulaması, özellikle otizm spektrumundaki bireyler için önemli bir adım. Bu ihtiyacı ne zaman ve nasıl fark ettiniz?
YGO: İKSV olarak geçtiğimiz yıl kültür sanatın daha eşitlikçi, erişilebilir ve kapsayıcı bir yapıya kavuşması adına çalışmalar sürdürüyor. Sanata erişimde karşılaşılan fiziksel ve sosyal engelleri azaltmayı, etkinliklerimizde kapsayıcılığı ve çeşitliliği arttırmayı hedefliyoruz. Geçtiğimiz yıl, Türkiye’de kültür sanat alanında sürdürülebilirliği ve herkes için erişilebilirliği odağına alan Denizbank’ın İKSV’nin “Erişilebilir Sanat Partneri” olmasıyla birlikte, fiziksel ve nörogelişimsel farklılıkları olan bireylerin İKSV’nin düzenlediği etkinliklere daha fazla katılımını mümkün kılmak amacıyla çalışmalarımıza başladık.
İstanbul Müzik Festivali olarak dünyada bu alanda yapılan çalışmaları incelediğimizde, Avrupa ve Amerika’da ‘Relaxed Performances’ (Rahat Performanslar) gibi pek çok farklı uygulamayla karşılaştık. Türkiye’de ise klasik müzik konserlerinin katı kuralları —tam sessizlik, alkış zamanlaması, hareket kısıtlılığı— maalesef sadece otizm spektrumundaki bireyler için değil; demans ve Alzheimer hastaları, farklı nörobilişsel sıkıntıları olan bireyler ve her türlü duyusal hassasiyete sahip dinleyicilerimiz için aşılması güç duvarlar örüyordu.
Aklımızdaki bu geniş kapsamlı projeyi gerçeğe dönüştüren en önemli adım ise DenizBank’ın İKSV’nin Erişilebilir Sanat Partneri olmasıyla atıldı. 2025 yılında İstanbul Bienali ve İstanbul Tiyatro Festivali ile başlayan ve bu yıl İstanbul Müzik Festivali’ni de içerecek şekilde kapsamı genişleyen bu değerli işbirliği sayesinde, kapsayıcılık vizyonumuzu somut olarak hayata geçirdik; 7’den 77’ye, farklı bilişsel ve duyusal ihtiyaçları nedeniyle sosyal yaşamdan uzak kalmış tüm bireylerin kendilerini güvende hissedecekleri profesyonel bir ekosistem kurabildik. Ailelerin ve bakım verenlerin ‘Acaba bir huzursuzluk olur mu?’ endişesini, ‘Rahat Konser’in güvenli alanıyla ortadan kaldırıyoruz. 54. yılımızda müziği her zihin ve her yaş için gerçekten erişilebilir kılmak bizim için en büyük öncelik.

Türkiye’de özel gereksinimli çocuklar ve gençler için kültür-sanat etkinliklerine erişim hala oldukça sınırlı. Sizce bu alandaki en temel engel nedir?
YGO: Bu sorunun yanıtı maalesef çok katmanlı, ancak en temel engeli ‘kentsel ve zihinsel erişilebilirlik bariyerleri’ olarak tanımlayabilirim. Özellikle İstanbul gibi hem coğrafi yapısı hem de kaosuyla ulaşım ve erişimin başlı başına bir mücadele olduğu bir metropolde, bedensel veya zihinsel dezavantajı olan bireyler için evden çıkıp bir konser salonuna varmak bile büyük zorluklar içeriyor. Şehrin dokusundaki bu zorlayıcı fiziksel engeller, bireylerin ve ailelerin toplumsal hayata, dolayısıyla sanata katılım motivasyonunu daha en baştan kırıyor.
Buna bir de klasik müzik salonlarındaki o görünmez ama çok katı olan ‘kusursuz sessizlik’ beklentisini eklediğinizde, dezavantajlı gruplar için sanat bir keyiften ziyade bir stres kaynağına dönüşüyor. Yani engel sadece binanın kapısındaki basamak değil; o kapıya ulaşana kadar şehirde harcanan muazzam efor ve içeri girildiğinde hissedilen ‘buraya ait değilim’ duygusu. Sanata erişimi bir ayrıcalık değil, her birey için temel bir hak olarak görüyor ve etkinliklerimizi herkes için erişilebilir kılmayı hedefliyoruz.
İKSV olarak gerçekleştirdiğimiz erişilebilirlik ve kapsayıcılık çalışmalarının ve etkinliklerinin, önümüzdeki dönemlerde özellikle konser mekanlarında yapılacak yeni düzenlemeler için bir ateşleyici rol oynamasını ümit ediyoruz.
“Rahat Konser” modeli, otizmli bireylerin sıklıkla zorlandığı duyusal yükü azaltmayı hedefliyor. Bu modeli tasarlarken özellikle hangi duyusal ihtiyaçları gözettiniz?
EÇ: Bu modeli tasarlarken en temel odak noktamız, dinleyicinin üzerindeki ‘görünmez baskıyı’ kaldırmak ve ‘duyusal aşırı yüklenmeyi’ her açıdan en düşük seviyeye indirmekti. Uzmanlarla işbirliği yaparak şu temel ihtiyaçlara odaklandık:
Işık ve Ses: Salonun tamamen karartılmasının yaratabileceği kaygıyı önlemek amacıyla loş bir aydınlatmayı tercih ettik. Müzik seçimlerinde ise ani ve çok yüksek ses patlamalarından kaçınarak, ses dinamiklerini daha yumuşak bir aralıkta tuttuk.
Hareket ve Tepki Özgürlüğü: Klasik müzik konserlerinin en büyük bariyeri olan ‘hareketsiz ve sessiz kalma’ zorunluluğunu tamamen ortadan kaldırdık. Dinleyicilerimiz konser boyunca salona diledikleri gibi girip çıkabilir, yerlerini değiştirebilirler. En önemlisi; müziğe diledikleri gibi, içlerinden geldiği gibi fiziksel veya sesli tepkiler vermekte tamamen özgürler. Bu, bizim için performansın bir parçası.
Kaçış Alanları: Süreyya Operası’nda oluşturduğumuz ‘Sessiz Alanlar’, duyusal bir yoğunluk hisseden veya kısa bir molaya ihtiyaç duyan dinleyicilerimizin hemen çekilebileceği, sakinleşip hazır hissettiklerinde tekrar müziğe dönebilecekleri birer güvenli liman olarak kurgulandı.
Ayrıca konser süresini de dikkati ve konforu en üst seviyede tutmak adına, her biri yaklaşık 5 dakikalık eserlerden oluşan toplam 50 dakikalık bir akışla sınırladık.

Bu konserlerde izleyicinin hareket edebilmesi, tepki verebilmesi ve sessiz kalmak zorunda olmaması önemli bir değişim. Bu yaklaşımın “norm” olarak kabul edilmesi sizce mümkün mü?
EÇ: Elbette her konser ‘Rahat Konser’ formatında olmak zorunda değil; ancak sanatın her formunda ‘rahatlatılmış’ seçeneklerin sunulması bir standart, bir norm haline gelmeli. Bir izleyicinin müziğe alkışla değil de mırıldanarak veya sallanarak tepki vermesinin, performansın kalitesini düşürmediğini aksine onu insani bir boyuta taşıdığını görmek gerekiyor. Eğer gelecekte bir dinleyici, çocuğunun hareketlerinden dolayı çekinmeden herhangi bir konsere bilet alabiliyorsa, biz o normu değiştirmişiz demektir.
Otizmli bireyler ve aileleri çoğu zaman kamusal alanlarda “uyum sağlamak zorunda olan taraf” olarak görülüyor. Bu projeyle birlikte sizce bu bakış açısında bir kırılma sağlanabilir mi?
EÇ: En büyük arzumuz bu. Yıllardır özellikle otizmli bireyler ve aileleri, topluma ‘uyum sağlamak’ için kendilerini kısıtladılar ya da evlerine kapandılar. ‘Rahat Konser’ ile biz diyoruz ki: ‘Siz bize uyum sağlamak zorunda değilsiniz; biz, salonumuzu, müziğimizi ve kurallarımızı size göre düzenliyoruz.’ Bu, sadece bir konser serisi değil, bir hak teslimidir. Toplumun bu bireyleri sanatın asli özneleri olarak görmeye başladığı noktada o büyük kırılma gerçekleşecektir. Biz Süreyya Operası’nın kapılarını sadece müziğe değil, bir arada yaşama kültürüne açıyoruz.
İKSV olarak hazırladığınız erişilebilirlik rehberi, sadece bilgi sunmakla kalmıyor, aynı zamanda bir güven hissi de yaratıyor. Bu rehberin özellikle aileler için nasıl bir kolaylık sağlayacağını düşünüyorsunuz?
YGO: Erişilebilirlik rehberini hazırlamamızın en temel amaçlarından biri, izleyicilerimizin etkinliklerimize gelmeden önce mekâna ulaşıma ve mekânın fiziksel koşullarına dair temel bilgilere erişebilmesini sağlamak ve ihtiyaç duyabilecekleri hazırlıkları önceden yapabilmelerine imkân tanımak. Özellikle aileler için bu rehber, planlama sürecini kolaylaştıran önemli bir araç oluyor. Çocuklarıyla birlikte etkinliğe gelecek aileler, mekânın uygunluğu, dinlenme alanları, yaş sınırı gibi konularda önceden bilgi sahibi olarak kendilerini daha rahat hissedebilirler. Bu da hem kaygıyı azaltıyor hem de deneyimi daha öngörülebilir ve keyifli hale getiriyor.
Festival mekânlarımızın erişilebilirlik durumunu tespit edebilmek için danışmanımız Alternatif Yaşam Derneği ile birlikte alanları yerinde ziyaret ediyor, iyileştirme alanlarını tespit ediyor ve çözüm üretmeye çalışıyoruz. Ayrıca sahada görev alan ekiplerimizin erişilebilirlik konusunda eğitimli olması, ihtiyaç anında doğru ve hızlı destek sunulabilmesini sağlıyor. Tüm bu hazırlık süreci, izleyicilerimizin etkinlik öncesinde kendilerini daha güvende hissetmelerine ve etkinlik deneyimine daha rahat odaklanabilmelerine katkı sağlıyor.

Bu modelin sadece otizmli bireyler için değil, duyusal hassasiyeti olan herkes için açık olması önemli. Bu kapsayıcılık yaklaşımını nasıl tanımlıyorsunuz?
EÇ: Bizim için kapsayıcılık, sanatı belirli bir grubun davranış biçimlerine göre daraltmak değil, aksine farklı ihtiyaçları olan bireyleri salonun içine davet etmektir. ‘Rahat Konser’ modelini kurgularken çıkış noktamız otizm spektrumundaki bireyler olsa da, ulaştığımız nokta çok daha geniş bir spektrumu kapsıyor. Bu yaklaşımı ‘Demokratik bir Dinleme Kültürü’ olarak tanımlıyorum. Duyusal hassasiyeti olan bir çocuktan, kalabalık ve gürültüden kaygı duyan bir gence; odaklanma güçlüğü çeken bir bireyden, zihinsel süreçleri nedeniyle uzun süre sabit kalmakta zorlanan demans veya Alzheimer hastası bir büyüğümüze kadar herkes bu modelin doğal bir parçası. Kapsayıcılığı şu üç temel sütun üzerine inşa ediyoruz: Etiketlemeden Uzaklaşmak: Biz bu konserleri ‘özel gereksinimli bireyler konseri’ olarak değil, müziği daha esnek bir atmosferde deneyimlemek isteyen herkes için bir seçenek olarak sunuyoruz. Bu, toplumsal ayrışmayı engelleyen güçlü bir adım. Mekânsal ve Duyusal Güven: Açtığımız kapıdan içeri giren kişinin ‘burada başıma bir şey gelmeyecek, yargılanmayacağım ve ihtiyaçlarım önceden düşünüldü’ hissini iliklerine kadar hissetmesini istiyoruz. Hiyerarşiyi Yıkmak: Sanatçı ile izleyici, izleyici ile mekân arasındaki mesafeli ve hiyerarşik bağı koparıyoruz. Müziğin iyileştirici gücünün, hiçbir tıbbi veya sosyal tanıya takılmadan her zihne aynı şefkatle dokunmasını sağlıyoruz.
Sonuç olarak; ‘Rahat Konser’ bizim için geçici bir farkındalık projesi değil, festivalin ruhuna işlediğimiz, hiç kimsenin dışarıda kalmadığı yeni bir konser düzeni.
Festival gibi büyük ölçekli organizasyonlarda erişilebilirlik genellikle “ek bir başlık” olarak ele alınır. Siz bu yaklaşımı nasıl kırıyorsunuz?
YGO: Daha önce de belirttiğim gibi, İKSV olarak düzenlediğimiz tüm etkinlikleri daha eşitlikçi, erişilebilir ve kapsayıcı bir yapıya kavuşturmayı hedefliyoruz. Bu uzun ve üzerinde pek çok farklı paydaşla çalışılması ve düşünülmesi gereken bir yol. Bu nedenle, yıl boyunca pek çok farklı kurum, dernek ve STK ile görüş alışverişi yapıyor, içerik ve süreçlerimizi sürekli yeniliyor ve gözden geçiriyoruz.
Erişilebilirliği yalnızca festivaller özelinde değil, kurumsal bir öncelik olarak da geliştirmeyi hedefliyoruz. Web sitelerimizden iletişim kanallarımıza, kapsayıcı istihdam çalışmalarımızdan program içeriklerimize ve mekân düzenlemelerine kadar birçok alanda bu yaklaşımı güçlendirmeye çalışıyoruz. DenizBank partnerliğindeki “Erişilebilir Sanat” çalışmalarımızın henüz ikinci yılındayız, önümüzdeki dönemde bu alanı daha da geliştirmeyi ve kapsamını genişletmeyi hedefliyoruz. Bu kapsamda bir Erişilebilirlik Manifestosu da hazırladık ve İstanbul Müzik Festivali’nin Erişilebilirlik Rehberi’nde yayına aldık. Bu alandaki çalışmalarımızı her yıl genişleterek sürdürmeyi hedefliyoruz.
Sanatçılar açısından baktığımızda, farklı tepkilerin olduğu bir salonda performans sergilemek yeni bir deneyim. Sanatçılardan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?
EÇ: Rahat Konser serimizin ilk konserini bu yaz Festivalde ilk kez sunacağız, bu nedenle soruyu Lepidus Ensemble’ın kurucusu sevgili müzisyenimiz Öykü Koçoğlu’nun yorum ile yanıtlamak en doğrusu: “Bu tür konserlerin sanatçı açısından en belirleyici yanı, alıştığımız ‘sessizlik ve odak’ beklentisinin yerini çok daha kapsayıcı bir iletişime bırakması… Müziğin tek yönlü bir sunum olmaktan çıkıp anlık tepkilerle şekillenen canlı bir diyaloğa dönüştüğünü daha önce deneyimlemiş biri olarak bu konseptteki konserlerin, dinletilerin sahnede esnek olmayı, dinlemeyi ve anı paylaşmayı daha merkezi hale getirdiğini söyleyebilirim.”
Çocuk ve genç atölyeleri, özellikle özel gereksinimli bireylerin sanata erken yaşta temas etmesi açısından çok değerli. Bu alanda daha kapsayıcı modeller geliştirmeyi planlıyor musunuz?
YGO: Bildiğiniz gibi İKSV’nin bünyesinde çocuk ve gençlere yönelik kültür sanat çalışmaları yöneten İKSV Alt Kat birimimiz bulunuyor. Önümüzdeki dönemde İKSV’nin tüm etkinliklerinde olduğu gibi, özel gereksinimli çocuk ve gençler için projeler hayata geçirmek için çalışmalarımıza başlayacağız.
Bu yıl atılan adımlar çok kıymetli ancak sürdürülebilirlik kritik. “Rahat Konser” ve erişilebilirlik çalışmalarının devamlılığı için nasıl bir yol haritanız var?
YGO: İKSV olarak gerçekleştirdiğimiz tüm etkinlikler ve attığımız yeni adımların “sürdürülebilir” olmasını önemsiyoruz. Erişilebilirlik ve kapsayıcılık konusu kurum olarak uzun süredir üzerinde düşündüğümüz ve çalıştığımız bir konuydu. Kar amacı gütmeyen bir kurum olarak böyle kapsamlı bir çalışmayı ancak DenizBank gibi bu konuyu öncelikleri arasına alan, aynı yöne baktığımız güçlü bir partnerle sürdürülebilir kılmamız mümkün olabildi. Erişilebilir Sanat partnerliğimiz kapsamında DenizBank ile yürüttüğümüz iş birliği sayesinde bir yandan festivallerimizde ve bienalde daha fazla program ve içerik üretmeye, öte yandan fiziksel mekânlarda ve dijital platformlarımızda erişilebilirlik standartlarını yükseltmeyi ve ekiplerimizin bu alandaki kapasitesini artırmayı planlıyoruz. Kısacası, erişilebilirliği İKSV’nin tüm etkinliklerinin doğal ve kalıcı bir parçası haline getirmeyi arzu ediyoruz.
Son olarak, otizmli bireyler ve ailelerine doğrudan bir mesaj vermek isteseniz, ne söylemek isterdiniz?
EÇ: İKSV etkinliklerinin tasarım sürecinde nöroçeşitli ve fiziksel engeli olan bireylerin ihtiyaçlarını da gözetiyoruz. “Rahat Konser: Tanıdık Melodiler, Yumuşak Sesler” bu yaklaşımın özel bir yansıması olarak, daha sakin ve duyusal açıdan daha konforlu bir ortamda müzik deneyimi sunmayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda, özellikle bu konseri otizmli bireyler ve aileleri için katılıma açık ve uygun bir seçenek olarak değerlendirmelerini öneriyoruz.
Bununla birlikte İKSV’nin tüm sanat programlarının her izleyiciye açık olduğunu da vurgulamak isteriz. Aileler ve katılımcılar, kendileri için uygun gördükleri etkinlikleri tercih edebilir; etkinlik öncesinde ihtiyaç duyabilecekleri her türlü bilgi için ise web sitemizde yer alan iletişim kanalları üzerinden bize ulaşabilirler. ÖÇED okurlarına şimdiden keyifli bir festival sezonu diliyoruz.




