ÇOCUĞUM NEDEN KONUŞMUYOR

“Çocuğum neden konuşmuyor?” sorusu, bir buzdağının görünen kısmıdır. Biz uzmanlar olarak suyun altındaki devasa kütleye bakmaya çalışırız. Uzman Dil ve Konuşma Terapisti, Ergoterapist, Ergoterapi Program Koordinatörü, PROMPT Klinisyeni, DIR Floortime 201 Terapisti, SOS Beslenme Terapisti, SeMuTer Terapisti Selen OKAY yazdı.

  1. “Neden Konuşmuyor?” Sorusunun Arkasındaki Gizli Parça

Bu soru bize her gün geliyor. Genellikle kaçırılan en büyük nokta, konuşmanın gelişimin üst basamağı olduğudur. Bir çocuğun konuşabilmesi için önce duyusal girdileri işlemesi, bedeni üzerinde kontrol sağlaması, taklit becerilerini geliştirmesi ve “ortak dikkat” kurması gerekir. Temel sağlam değilse, konuşmaya odaklanmak süreci tıkayabilir veya zorlaştırabilir.

  1. Beden Farkındalığı ve Ergoterapi Konuşma için Neden Kritik?

Bir çocuk kendi bedeninin nerede bittiğini, kollarının ve bacaklarının nasıl hareket ettiğini tam olarak anlamlandıramıyorsa (propriosepsiyon), dikkatini dış dünyaya ve sese veremez. Ergoterapi, çocuğun duyusal regülasyonunu sağlar. Sakin ve odaklanmış bir beden, öğrenmeye ve konuşmaya hazır bir beden demektir.

  1. Değerlendirme Sürecinde Neye Bakıyoruz?

Bir çocuk bize geldiğinde şu alanları titizlikle değerlendiririz:

* Ergoterapist olarak: Duyusal profil (dokunma, hareket, işitsel, görsel alanlar), kaba ve ince motor beceriler, planlama yeteneği, özbakım becerileri

Dil ve Konuşma Terapisti olarak: Alıcı dil (anlama), ifade edici dil, oral motor becerileri ve en önemlisi sosyal etkileşim niyeti.

* Bizim rolümüz, tanıdan ziyade çocuğun “işlevsel analizini” yapmaktır.

Aileden gelen detaylı öykü ve klinik gözlem, terapinin yol haritasını çizer.

  1. Ortak Dikkat ve Beden İlişkisi

Ortak dikkat, sadece bir nesneye birlikte bakmak değildir; iki insanın aynı “enerji ve dikkat alanında” buluşmasıdır. Beden farkındalığı düşük bir çocuk, sürekli kendi bedenini hissetmeye çalıştığı için dış dünyadaki bu ortak alana girmekte zorlanır. Beden farkındalığı, ortak dikkatin fiziksel zeminidir.

  1. Deneyimden Bir Örnek

 Hiç konuşmayan, sürekli koşan ve eşyalara çarpan bir çocuğu düşünelim. Ergoterapiyle derin duyu ve hareket duyusuna yönelik çalışmalar yapıldıktan sonra çocuk “yavaşlamayı” öğrendi. Bedeni sakinleştiğinde, ilk kez terapistinin gözünün içine bakıp “at” diyebildi. Çünkü artık beyni sadece “koşmaya” odaklanmıyor, iletişime de yer açabiliyordu.

  1. Birlikte Yürütülen Terapinin Aileye Katkısı

Dil ve konuşma terapisi ve ergoterapi birlikte yürütüldüğünde aileler şunu fark eder: “Çocuğum artık benimle daha fazla bağ kuruyor.” Sadece kelimelerin artışını değil, çocuğun oyun oynamaya başlamasını, sakinleşmesini ve dünyayla daha barışık hale gelmesini daha erken görürler.

  1. “Burada Yapıyor, Evde Yapmıyor” Çelişkisi

 Bu durum bize becerinin henüz genellenmediğini söyler. Terapi odası yapılandırılmış, güvenli ve az uyaranlı bir alandır. Ev ise karmaşık bir ortamdır. Eğer çocuk evde yapmıyorsa, evdeki çevresel düzenlemeleri (televizyonun kapatılması, oyun alanının sadeleşmesi vb.) gözden geçirmemiz ve aileyi terapist gibi değil, oyun arkadaşı gibi sürece katmamız gerekir.