HAYAT BENİM İÇİN HİÇBİR ZAMAN SİYAH VE BEYAZDAN İBARET OLMADI

Cazdan Latin’e, poptan yöresellere uzanan geniş repertuvarı, bitmeyen enerjisi ve toplumsal duyarlılığıyla Maral Ataman, müziğin sınır tanımayan dünyasını ve sahnenin büyüsünü anlatıyor.

Müzikle yolculuğunuz nasıl başladı? İlk kıvılcımı, ben sahnede olayım dediğiniz o anı ya da dönemi hatırlıyor musunuz?

Kendimi bildim bileli hayatımdaki en büyük tutku müzik oldu. Başka bir hayalin peşinden hiç koşmadım, sadece müzikle var olmayı isteyen bir çocuktum. Elinde mikrofonla şarkılar söyleyen o çocuk, zamanla evde gitarıyla yüksek sesle şarkı söyleyen bir ergene dönüştü. Aslında “Ben sahnede olmalıyım” dediğim tek bir ana indirgemek zor. Bu his zamanla, büyüyerek ve benimle birlikte olgunlaşarak yer etti.

 Şan, caz ve müzikal disiplinlerinde eğitim almışsınız. Bu altyapı, bugün sahnedeki duruşunuzu ve müzikal kimliğinizi nasıl şekillendiriyor?

Hayat benim için hiçbir zaman siyah ve beyazdan ibaret olmadı. Müzik anlayışım da tam olarak böyle, çeşitlilik ve çok yönlülük disiplinleri beni rengarenk bir dünyaya taşıdı. Aldığım bu eğitimler, kendi tarzımı özgürce inşa etmemi sağladı. Sahnede biraz bukalemun gibiyim, hangi proje ne gerektiriyorsa ona göre hazırlanırım. Hatta bazen sahnede, tamamen o ana teslim olup anlık analizlerle yolumu çizerim. Ve en güzeli… bundan inanılmaz keyif alırım.

Birçok farklı dilde şarkı söylüyorsunuz. Sizin için müzikte dil ne ifade ediyor?

Müzikte benim için tek bir şey var, duygu. Dil sadece bir araç. Asıl mesele notaların duyguyla dans edebilmesi.

Gelenekselden Latin müziğe, cazdan popa uzanan çok geniş bir repertuvarınız var. Bu çeşitlilik sahnede size nasıl bir alan açıyor, dinleyiciyle bağınızı nasıl etkiliyor?

Aslında az bile saymışsınız… Oyun havaları, halaylar, yöreseller… Hepsi sahnenin bir parçası. Bu çeşitlilik, her yaştan ve her kesimden insanla aramızda güçlü bir bağ kuruyor. Daha çok eğleniyoruz, daha çok insana dokunuyoruz. İnsanları mutlu edebildiğimi görmek ise beni sahnede en çok besleyen şey.

 2016’da yayımladığınız albümde söz ve müziği size ait eserler de var. Kendi şarkınızı üretmek ile başkalarının eserlerini yorumlamak arasında sizin için nasıl bir duygu farkı var?

İnsana kendi bestesi, sözleri ister istemez biraz “çocuğu” gibi geliyor, bağ çok daha içsel ve derin oluyor. Ama başkasının eserini yorumlamak da bambaşka bir yolculuk. O eseri seçiyorsanız, zaten kendinizden bir şey bulmuşsunuz demektir. Zamanla onu özümsüyorsunuz ve bir noktadan sonra o da sizin bir parçanız haline geliyor. Bir eser yorumlandığı anda yeniden doğuyor, sizin duygunuzla, yorumunuzla ve enerjinizle şekilleniyor.

Sahne şovlarınızda neşe ve enerjinin çok belirgin olduğunu görüyoruz. Günlük yaşamınızda da böyle enerjik ve neşeli misiniz?

Bana “atom karınca” derler, yerimde duramam. Sahnedeki enerjim aslında günlük hayatımın birebir yansıması.

 Kurumsal organizasyonlardan özel davetlere kadar çok farklı sahnelerde yer alıyorsunuz. Bugüne kadar sahnede sizi en çok etkileyen, unutamadığınız bir an var mı? Bizimle paylaşmak ister misiniz?

Tek bir an seçmek zor ama beni en çok etkileyen şey, seyircinin bir şarkıyla duygusallaşıp, bir sonrakinde hep bir ağızdan bana eşlik etmesi ve ardından hep birlikte deli gibi eğlenmemiz. O duygu geçişini sahneden hissetmek çok güçlü. Birbirini tanımayan insanların müzikle aynı ritimde buluştuğunu görmek, sahnenin benim için neden vazgeçilmez olduğunu her defasında yeniden hatırlatıyor.

Müzikle yol almak isteyen genç sanatçılara, özellikle sahneye yeni adım atanlara ne söylemek istersiniz?

Hayallerinizin peşinden cesaretle koşun. Zorluklar mutlaka olacak ama bunların sizi yıldırmasına izin vermeyin. Sabır, emek ve inançla ilerlediğinizde müzik mutlaka karşılığını verir.

 Biz özel gereksinimli bireyler için çalışan bir derneğiz. Sizin yolunuz hiç özel gereksinimli bireyler veya onların aileleriyle kesişti mi?

İlk albümümün adını, hayallerimi gerçekleştirdiğim için “Rüya” (Yeraz) koymuştum. Albümde aynı ismi taşıyan, söz ve müziği bana ait bir şarkı da vardı. O dönemde kendime şöyle bir misyon edindim “Madem kendi hayalimi gerçekleştirdim, şimdi başkalarının hayallerine dokunmalıyım!”. Bu düşünceyle iki yıl boyunca özel gereksinimli çocuklar ve gençler için gönüllü müzik öğretmenliği yaptım. Müzisyen arkadaşlarımın desteğiyle stüdyo kayıtları aldık, özel dilekleri gerçekleştirdik ve yıl sonu gösterisinde hep birlikte “Rüya” adlı şarkımı seslendirdik.

“Farklılıklara saygı” kavramı sizin için ne ifade ediyor?

Hayat farklı renklerle güzel. En sevdiğimiz renk bile tek başına kaldığında bir süre sonra tekdüzeleşir. Hayatı anlamlı kılan şey farklılıklardır, bize empatiyi, değeri ve insan olmayı hatırlatır. Hiçbir renk, diğerinden daha özel değildir.

Otizmli, Down sendromlu ya da CP’li çocukların aileleri, yadırgayan bakışlardan kaçınmak için bazen evden çıkmak bile istemiyor. Onlara neler söylemek istersiniz?

Bu konuyu, birebir deneyimlemediğim bir yerden kesin yargılarla anlatmak istemem. Ancak bir insan ve bir sanatçı olarak şuna yürekten inanıyorum… Hiç kimse, varoluşunu saklamak zorunda değil.

Farklılık, utanılacak bir şey değil, hayatı zenginleştiren en gerçek değerlerden biri. Yadırgayan bakışların sorumluluğu bakılan yerde değil, bakan yerdedir. Herkes benzerlikleriyle de farklılıklarıyla da bu toplumun bir parçasıdır. Kimse kimseyi görmezden gelemez, dışlayamaz ya da yokmuş gibi davranamaz.

 

Ve inanıyorum ki empati arttıkça, farkındalık çoğaldıkça, bu bakışlar da zamanla değişecek. Daha kapsayıcı, daha insani bir dünya ancak böyle mümkün.