ANLATMAKTAN DEĞİL, ANLAŞILMAMAKTAN YORGUN BİR YÜREĞİM VAR
CP’li özsavunucu Eda Güzelsoy, bir kitabın sayfalarından başlayan yolculuğun, ilhamla cesarete uzanan dönüşümünü anlatıyor.
ÖÇED E-Dergide yolculuğum, Süreyya Ülkü Güler Cennetin Bir İnci Günü kitabını okumamla başladı. Cennetin Bir İnci Günü kitabını doya doya, okudum. Fakat Süreyya Ülkü Güler’in öyle içten ve akıcı bir şekilde anlatması vardı ki, kitapta okuduklarım bana yetmeyince, ben de Instagram’dan takip etmeye başladım. Her paylaşımlarını okurken, zamanı âdeta sessize alıyordum. Okurken şöyle düşündüğüm zamanlarda oluyordu. “Keşke ben de bu kadar cesaretli olabilsem!”
Evet, ben hep bir gün yazacağım diyordum. Çünkü benim hayalim hep buydu. Ama ne benim düşüncelerimi dışarı aktarabilecek cesaretim vardı, nede nereden, başlayacağıma dair en ufak bir fikrim vardı. Hayalim ise, bir günde son buluyordu…
Şimdi düşünüyorum da, hayatı kazanabilmek adına güçlü olmak, ile cesaretli olmak aynı şeyler değildir. Hele ki, yazmak çok farklı bir olgudur. Ya yazarken özgürce, cümlelerimi sakınmadan yazacaktım, ya da belki bir gün dediğim hayalimden her gün biraz daha uzaklaşacaktım.

“SİZCE HANGİSİ?”
Soruyu cevaplayım. O dönem, uzun bir zaman Manisa’da kaldım. Tabii ki, kafamda dönüp duran sorulara hâlâ cevap bulamıyordum. Bir nokta görsem, o noktaya sarılıp ilerlerim, çabalamaktan çalışmaktan, asla yorulmam ama yok ne yapabilirim? Yok…
Cümlelerin sesi var derler, hakikaten öyle 😉
21 Mart Dünya Down Sendromu Günü’nden birkaç gün önce Esma ablamla, sohbet ediyoruz kafamdaki dönme dolap gibi dönen soruları, ablama anlattım ve ardından ekledim.
-Ah, abla bir yol bulsam ve gözümü kırpmadan yürüyeceğim.
-Ablam, bu işler zor bir de mutlaka birilerinin yardımı gerekiyor.
Evet, zor ama imkânsız olmadığının tek kanıtıdır bu konuşma…
21 Mart Dünya Down Sendromu Günü o gün, Süreyya Ülkü Güler ve ÖÇED Başkanı Parin Yakupyan Instagram’dan canlı yayın yaptılar ve ben o yayını izledim. Daha sonrasında yayın biter bitmez, sayfayı inceledim. ÖÇED E-Dergi farkındalık yaratmak için kurulmuş bir sayfa. Hiç düşünmeden saniyeler içinde mesaj attım, çünkü düşünürsem, vazgeçme ihtimalim vardı ve ben bu riski göze alamadım. Ok yaydan çıktı bir kere, nasıl olsa cevap gelmez diye düşünüyordum.
“Neden böyle düşünüyorsun?” diye sorarsanız? Cevabım şu şekilde olur.
– Çoğunlukla özel gereksinimli bireyler, görmezden gelinir. Ne zaman hayata karşı bir adım atmaya kalksak, muhakkak ikinci adımda geri çevriliriz. Maalesef bu değişmez, tek kural olduğunu sanıyordum. Ama değilmiş…
Her neyse ertesi sabah, ÖÇED’den cevap geldi. Benimle de canlı yayın yapmak istediler fakat ben konuşma problemim var deyince, röportaja çevirdik.
Ne, nasıl, ne zaman? Bütün bunları bilmeden, ÖÇED’e röportaj sözü verdim tabii ki, karar verirken kimsenin haberi yoktu, sonuçta hayatımı takla attırmam gerekiyordu.

“BAKALIM BEN O TAKLAYI ARTIRABİLECEK KADAR CESARETLİ MİYDİM?”
Sonrasında ise ilk Aslı ablama, anlattım ablam kararımda yanımda oldu hatta dedim ki:
-“Şairin dediği gibi, ben artık durmak değil ben şarkı söylemek istiyorum.”
ÖÇED’den röportaj soruları geldi ve ben aceleyle soruları cevaplayıp yolladım ve böylelikle, hayatımın en güzel bölümü başladı.

“NEDEN HAYATIMIN EN GÜZEL BÖLÜMÜ DEDİM?”
Çünkü bir özel gereksinimli bireyin hayatı domino taşı gibidir, en ufacık bir sallantıda bütün taşlar yıkılır. Tabii ki, ben ve ailem bu yollardan defalarca geçtik. Defalarca domino taşlarım yıkıldı, ama tekrar dizmekten hiç vazgeçmedim. Çünkü her taşları, dizerken elim biraz daha az titredi. Şimdi ben o günlerden, bu günlere ulaşmışken, neden beni ben yapan hayalimden vazgeçeyim?
Vazgeçmedim tabii ki. Evet, röportajdan sonra çok çalışmam gerekti, ben de her gün düzenli olarak çalıştım. Her cümleyi dikkatle okudum ve yazım kurallarına ve imlâ kurallarına dikkat ettim. Hatta bütün bunlar olurken 2 buçuk yıl kadar roman okuyamadım, çünkü öncelik projelerimdi ve hâlâ da, önceliğim projelerim.
Ne hissettiğime gelecek olursak; soğuk ve sert geçen kışın ardından, ilk bahara ulaşmak gibi bir his ve öyle özel bir his ki…
Bir başka ayrıntı ise elbette, ÖÇED’den ben çok şey öğrendim ve hâlâ da öğrenmeye devam ediyorum ama en önemli konu, artık insanların beni yargılayarak bakmasına takılmıyorum. Örneğin; toplum içinde biri konuşmamı anlamadı mı? Anlamasın kendi bilir, bu onun sorunu benim değil. Sonuç itibariyle, benim de o toplum içinde konuşma hakkım var öyle değil mi?
“Eğer bizler her şeye rağmen bizde varız diyebiliyorsak,” insanlar da bize saygılı olmak zorunda diye düşünüyorum. Yanlış mı düşünüyorum?
Bugün, burada bu düşüncemi yazabiliyorsam, ben birçok tabularımı yıkmışım demektir.
Artık kendimi ve hayatı çok fazla sorgulamamayı geçte olsa öğrendim. Evet, hâlâ hayatıma engelli birey olarak devam ediyorum ama en azından şükür ki, sağlıklıyım ve teker teker, kendime verdiğim sözleri tutabilecek gücüm var eee daha ne olsun;)
Şimdilerde ise, Süreyya Hocam ve Parin Hanım ile aynı dergi sayısını paylaşıyoruz. Süreyya Hocam Down Sendromu (İnci ) ile hayat yolculuğunu anlatırken, Parin Hanım da (Garen) ile Otizm yolculuğunu anlatıyor, ben ise, Serabral Palsi yolculuğumu anlatıyorum. Rana Hanım ise, büyük bir özveriyle editörlüğümüzü yapıyor.
“PEKİ NEDEN ANLATIYORUZ?”
Eminim ki, insanlar gerçek hayat hikâyeleri okumak yerine, kurgu hikâyeleri daha çok tercih edebilir. Ama öte yandan baktığım zaman, belki bizim hikâyelerimiz birçok insanın hayatına dokunuyor. Belki birçok kişiye haydi, yeniden başlat hayatını ve aslında umudun hep var olduğuna inandırıyoruz kim bilir? Ki umut, hep var…
O zaman sizler, umudun hep var olduğuna inanırken, biz de yüreğimizin inandığı yolda ilerlemeye devam ediyoruz ve “belkilerle” çıktığımız bu yolda, “iyi kilerle” karşılaşabilmek umuduyla…
Her şeyin gönlünüzce olması dileğiyle…












