GÜÇLÜ OLMAK, HİÇ AĞLAMAMAK DEĞİLDİR

ABA Program Süpervizörü ve Klinik Psikolog İsmail Bıyıklı, psikolojik desteğin ailelerin duygusal dayanıklılığını güçlendiren, umutlarını gerçekçi hedeflerle besleyen ve çocuğun gelişimine doğrudan katkı sağlayan rolünü yazdı.

Bir çocuğun dünyaya gelişi, aileler için yeni umutların, hayallerin ve planların başlangıcıdır. Her anne ve baba çocuğunun sağlıklı büyümesini, arkadaşlarıyla oynayabilmesini, okulda başarılı olmasını ve mutlu bir yaşam sürmesini ister. Ancak bazen yaşam planladığımız gibi ilerlemez. Çocuğun gelişiminde fark edilen bir gecikme, konulan bir tanı ya da eğitim sürecinde karşılaşılan güçlükler ailelerin hayatında önemli bir değişim noktası olabilir.
Bu süreç sadece çocuğu değil, bütün aileyi etkiler. Çünkü özel gereksinimli bir çocuğun gelişimi, sadece eğitim programlarından ya da terapilerden ibaret değildir. Aynı zamanda anne ve babanın duygusal dayanıklılığı, aile içi iletişim, sosyal destek ve psikolojik sağlamlık bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır.
İşte tam bu noktada psikoloğun özel eğitimdeki rolü devreye girer. Çünkü psikoloğun özel eğitimdeki rolü yalnızca çocukla yapılan görüşmelerden çok daha fazlasıdır. Çocuğun gelişimine katkı sağlarken aynı zamanda ileyi güçlendirmeye ve ebeveynlerin kendilerini yeniden keşfetmelerine yardımcı olmaya çalışmalıdır.

Tanıyla Birlikte Başlayan Duygusal Yolculuk
Birçok aile için tanı alma süreci oldukça sarsıcıdır. İlk anda yaşanan şaşkınlık, ardından gelen kaygı, belirsizlik ve geleceğe dair endişeler oldukça doğaldır. Bazı aileler “Neden bizim başımıza geldi?” diye düşünürken, bazıları “Acaba bir yerde hata mı yaptık?” sorusunu kendilerine defalarca sorabilir.
Ne yazık ki toplumda hala ebeveynlerin kendilerini suçlamasına yol açan yanlış inanışlarla karşılaşabiliyoruz. Oysa bilimsel çalışmalar, gelişimsel farklılıkların tek bir nedene bağlanmayacağını göstermektedir. Buna rağmen birçok anne ve baba uzun süre suçluluk duygusuyla mücadele eder.
Psikoloğun ilk görevi, bu duyguların normal olduğunu aileye hissettirmektedir. Çünkü insanlar anlaşılmadan değişmezler. Kişi önce yaşadığı duygunun kabul edildiğini hissetmeli, ardından bu duyguyla baş etmeyi öğrenmelidir.
Her aile aynı sırayla aynı duyguları yaşamaz. Kimileri durumu hızlıca kabul ederken kimileri inkar edebilir. Bazıları sürekli farklı farklı uzmanlara başvururken bazıları içine kapanabilir. Burada önemli olan, aileyi belirli bir kalıba sokmaya çalışmamaktır. Bulunduğu noktayı bulup, o noktadan sürece başlanmalıdır.

İyileşmenin İlk Adımı Terapötik İlişki
Psikolojik desteğin en önemli yapı taşlarından biri terapötik ilişkidir. Terapötik ilişki, güvene, empatiye, koşulsuz kabule ve saygıya dayanan profesyonel bir bağdır.
Özel gereksinimli çocuğa sahip aileler çoğu zaman çevrelerinden iyi niyetli ancak incitici olabilen cümleler duyabilirler:

“Zamanla geçer.”
“Komşunun çocuğu da geç konuşmuştu.”
“Sen çok büyütüyorsun.”
“Üzülme, her şey olacağına varır.”

Bu ifadeler ailelerin kendilerini daha da yalnız hissetmelerine neden olabilir. Çünkü yaşadıkları duyguların görülmediğini düşünürler.
Psikoloğun yaklaşımı ise tamamen farklıdır. Psikolog, aileyi değiştirmeye çalışmadan önce anlamaya çalışır. Dinler yargılamaz, acele etmez ve çözümü dayatmaz.
Bazen bir annenin ya da babanın uzun süredir ilk kez rahatça ağlayabilmesi bile terapinin önemli bir kazanımı olabilir. Çünkü bastırılan duygular zamanla tükenmişliğe dönüşebilir.

Umut
Gerçeklerden Kopmak Değildir
Umut kavramı genel olarak yanlış anlaşılan bir kavramdır. Umut vermek, aileye gerçek dışı vaatlerde bulunmak değildir.
Psikoloğun görevi “Her şey düzelecek” demek değildir. “Birlikte ilerleyebiliriz” diyebilmektir.
Özel eğitim, büyük sıçramalardan çok küçük ama anlamlı ilerlemelerin alanıdır. Bir çocuğun ilk kez göz teması kurması, ismi söylendiğinde dönüp bakması, ilk sözcüğünü söylemesi ya da ilk kez bir arkadaşına oyuncak uzatması dışarıdan küçük görülebilir. Oysa aile için bunlar unutulmayacak anlardır.
Psikolog, ailelerin bu küçük gelişmeleri fark etmesine yardımcı olur. Çünkü ebeveynler yalnızca ulaşamadıkları hedeflere odaklanırken kat edilen yolu görmeyebilirler. Gerçek umut tam olarak burada başlar.

Güçlü Olmak Her Zaman Güçlü Görünmek Değildir
Toplumumuzda anne ve babalardan sürekli güçlü olması beklenir. Özellikle anneler, çocukları için her şeye dayanmak zorundaymış gibi hissedebilirler. Oysa güçlü olmak hiç ağlamamak, hiç yorulmamak ya da hiç kaygılanmamak değildir. Gerçek güç gerektiğinde yardım istemeyi bilmektir.
Psikolojik destek alan ebeveynler çoğu zaman kendilerini daha iyi tanımaya başlarlar. Kaygılarıyla baş etmeyi öğrenirler, tükenmişlik belirtilerini fark etmeye başlarlar ve kendi ihtiyaçlarını önemsemeye başlarlar.

Psikolojik Destek Çocuğa da Yansır
Psikolog yalnızca ebeveynlerin ruh sağlığını desteklemez. Yapılan birçok çalışma, ebeveynlerin psikolojik iyi oluşunun çocukların gelişim süreçlerini de olumlu etkilediğini göstermektedir. Kaygı düzeyi azalan bir anne çocuğuyla daha kaliteli zaman geçirebilir ya da tükenmişliği azalan bir baba, eğitim sürecine daha aktif katılabilir. Birbirini suçlamak yerine birlikte çözüm üretebilen ebeveynler, çocuklarına daha güvenli bir aile ortamı sunabilir.

Aileyi Güçlendirmek Çocuğu Güçlendirmektedir
Özel eğitim yalnızca çocuk odaklı değil, aile merkezli bir yaklaşımla ilerlemektedir. Çünkü çocuk haftada birkaç saat eğitim alırken, yaşamın büyük kısmını ailesiyle geçirir.
Anne ve babanın çocuğuyla nasıl iletişim kurduğu, davranışlarına nasıl tepki verdiği, başarılarını nasıl desteklediği ve zorlandığında nasıl yanında olduğu gelişim üzerine önemli etkiye sahiptir.
Psikolog bu noktada aileye hazır çözümler sunmaktan çok, onların kendi çözümlerini geliştirmelerine yardımcı olur. Aile kendine güvenmeye başladıkça çocuk da güven ortamından olumlu etkilenir.

Mücadele Etmek Tek Başına Yürümek Değildir
Özel eğitim bir ekip işidir. Psikolog, özel eğitim öğretmeni, çocuk gelişimci, dil ve konuşma terapisti, ergoterapisti, fizyoterapisti, hekimi ve ailesi aynı hedef doğrultusunda çalıştığında çocuk için en verimli ortam oluşur.
Ancak bu ekip içerisinde aile kendisini yalnız hissederse sürecin yükü giderek ağırlaşabilir. Psikoloğun önemli görevlerinden biri de aile ile diğer uzmanlar arasında sağlıklı iletişimi desteklemek, beklentileri gerçekçi hale getirmek ve ortak hedeflerin belirlenmesine katkı sağlamaktır.

Küçük Adımların Büyük Gücü
Özel eğitimde başarı çoğu zaman büyük değişimlerle değil, küçük adımların birikmesiyle ortaya çıkar. Belki bugün yalnızca birkaç saniyelik göz teması kurulmuştur. Belki ilk kez “anne” kelimesini söylemiştir. Belki ilk defa oyun sırasında beklemiştir. Her biri dışarıdan küçük görünse de gelişimin temel taşlarıdır. Psikolog, ailelerin bu kazanımları fark etmelerine yardımcı olur. Çünkü ilerlemeyi görebilen aile, motivasyonunu daha uzun süre koruyabilir.