İSTENMEYEN DAVRANIŞ MI, İLETİŞİM ÇABASI MI? Davranışın Ardındaki Mesajı Okuyabilmek
Bir çocuk kendini yere attığında, bağırdığında, arkadaşına vurduğunda ya da sınıfta sürekli yerinden kalktığında ilk aklımıza gelen düşünce çoğu zaman aynıdır: “Bu davranışın durması gerekiyor.” Peki, ya o davranış, aslında çocuğun bize söylemeye çalıştığı bir şeyse? Çocuk gelişimi uzmanı ve ABA Program Koordinatörü Büşra Ünsal yazdı.
Çocuklar, özellikle iletişim becerileri henüz gelişmekte olan ya da gelişimsel farklılıkları bulunan çocuklar, her zaman duygularını ve ihtiyaçlarını sözcüklerle ifade edemezler. Böyle zamanlarda davranış, onların dili haline gelir. Biz yetişkinler ise çoğu zaman davranışı görür, fakat davranışın anlattığı hikayeyi kaçırırız.

Davranış Boşuna Ortaya Çıkmaz
Bugün davranış bilimleri bize davranışların rastgele ortaya çıkmadığına dair önemli bir gerçeği hatırlatıyor. Her davranışın bir nedeni, bir amacı ve çoğu zaman karşılanmayı bekleyen bir ihtiyacı vardır.
Davranışı yalnızca ortadan kaldırmaya çalışmak, buzdağının suyun üzerinde görünen kısmı gibidir. Asıl neden ise suyun altında kalır. Yalnızca görünen kısmıyla ilgilenmek, sorunun tamamını anlamaya yetmez.
Bir çocuğun ödev zamanı geldiğinde ağlaması tembellik olarak yorumlanabilir. Oysa belki de verilen görev onun gelişim düzeyinin üzerindedir. Başka bir çocuk sürekli sınıfta dolaşıyor olabilir. Bu davranış dikkat çekme isteğinden kaynaklanabileceği gibi, uzun süre hareketsiz kalmakta zorlandığının da göstergesi olabilir. Oyuncağını fırlatan bir çocuk öfkesini değil, “Artık oynamak istemiyorum.” ya da “Yardım edin.” mesajını vermeye çalışıyor olabilir.
Davranışın işlevini anlamaya çalışmak, çocuğa farklı bir gözle bakmayı gerektirir. Davranışın öncesinde ne oldu? Sonrasında ne yaşandı? Çocuk bu davranış sayesinde ne elde etti ya da neden kurtuldu? Bu soruların cevapları, davranışın nedenini anlamamıza yardımcı olur.

İstenmeyen Davranışın Dört Temel İşlevi
Davranış analizi alanındaki araştırmalar, birçok davranışın dört temel işleve hizmet ettiğini göstermektedir. Çocuk ilgi görmek isteyebilir, zorlayıcı bir durumdan kaçmaya çalışıyor olabilir, istediği bir nesneye ya da etkinliğe ulaşmak istiyor olabilir veya duyusal bir ihtiyacını karşılıyor olabilir. Görünüşte aynı olan iki davranışın altında tamamen farklı nedenler bulunabilir. Bu nedenle tek tip çözümler çoğu zaman kalıcı sonuç vermez.
Burada kendimize şu soruyu sormamız gerekir “İstenmeyen davranış gerçekten çocuk için mi istenmeyendir, yoksa yetişkinlerin beklentilerine uymadığı için mi problem olarak görülmektedir?”.
Hareket etmeyi seven bir çocuğun sürekli “Yerinde otur” uyarısı alması, onun davranışını problem haline getirebilir. Gürültülü bir ortamdan uzaklaşmak isteyen bir çocuğun “uyumsuz” olarak etiketlenmesi ise aslında onun duyusal ihtiyacının göz ardı edilmesidir. Matematik etkinliği başladığında ağlıyorsa, davranışın işlevi incelendiğinde etkinliği zor bulduğu ve bu durumdan kaçmaya çalıştığı görülebilir. Elbette başkasına zarar veren ya da çocuğun öğrenmesini engelleyen davranışlar ele alınmalıdır. Ancak bunu yaparken davranışın nedenini anlamadan yalnızca sonucu değiştirmeye çalışmak, çoğu zaman geçici çözümler üretir.
Bu nedenle etkili bir müdahalenin ilk adımı, davranışı bastırmaya çalışmak değil, onun hangi işleve hizmet ettiğini anlamaktır. Çünkü davranışın nedenini doğru belirlediğimizde, çocuğa aynı ihtiyacını daha uygun ve işlevsel yollarla ifade edebileceği iletişim becerilerini kazandırmak mümkün olur.

Davranışın yerine ne koyacağımız, en az davranışın kendisi kadar önemlidir. Bir çocuğun bağırmasını istemiyorsak ona yardım istemeyi, vurarak oyuncağını alan bir çocuğa sıra beklemeyi ve uygun şekilde istemeyi, kendini yere atan bir çocuğa ise mola talep etmenin kabul edilebilir yollarını öğretmeliyiz. Çünkü davranışı yalnızca engellemek kalıcı bir çözüm sağlamaz. Çocuğun aynı ihtiyacını daha işlevsel bir yolla ifade edebilmesini desteklemek gerekir. İletişim becerileri geliştikçe, problem davranışlara duyulan ihtiyaç da doğal olarak azalacaktır.
Bu noktada ailelere ve eğitimcilere önemli sorumluluklar düşmektedir. Etkili bir destek sunabilmek için öncelikle iyi bir gözlemci olmak gerekir. Bir davranış ortaya çıktığında yalnızca o ana odaklanmak yerine, davranıştan önce neler yaşandığını, davranış sırasında çocuğun nasıl tepki verdiğini ve davranışın ardından neler olduğunu dikkatle değerlendirmek önemlidir. Çocuğun bu davranışla bir görevden mi kaçınmaya çalıştığını, ilgi mi aradığını, istediği bir nesneye ulaşmayı mı hedeflediğini yoksa duyusal bir ihtiyacını mı karşılamaya çalıştığını anlamak, doğru müdahalenin temelini oluşturur.
Davranışın işlevi anlaşıldıktan sonra amaç, yalnızca istenmeyen davranışı azaltmak değil, onun yerine uygun iletişim becerileri kazandırmaktır. Yardım istemek, mola talep etmek, beklemeyi öğrenmek ya da isteklerini sözcüklerle ifade edebilmek gibi beceriler, çocuğun hem kendini daha etkili ifade etmesini hem de çevresiyle daha sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlar. Bu süreçte aile bireyleri ve öğretmenlerin ortak, sabırlı ve tutarlı bir yaklaşım benimsemesi büyük önem taşır. Farklı ortamlarda benzer beklentilerle karşılaşan çocuk, öğrendiği becerileri günlük yaşamına daha kolay aktarabilir ve zamanla bağımsız olarak kullanabilir.
Her davranış bize bir şey anlatır. Bazen “Yapamıyorum.”, bazen “Yardım et.”, bazen “Çok yoruldum.”, bazen de “Beni fark et.” demeye çalışır. Biz yetişkinlerin görevi yalnızca davranışı durdurmak değil, o davranışın ardındaki mesajı duyabilmek ve çocuğa kendini ifade edebileceği daha etkili yollar kazandırmaktır. Çünkü anlaşılmaya başlayan çocukların, anlaşılabilmek için problem davranışlara daha az ihtiyaç duyduklarını biliyoruz.
Belki de bundan sonra kendimize “Bu davranışı nasıl durdurabilirim?” diye sormak yerine, “Bu davranış bana ne anlatmaya çalışıyor?” diye sormalıyız.




